Törelerin Gölgesinde Bir Vicdan Muhasebesi: Antalya DT’den “Taziye”
Antalya Devlet Tiyatrosu, Murathan Mungan’ın kült eseri "Taziye" ile 14 Ekim'de sarsıcı bir prömiyere imza attı. Törelerin ve kan davasının gölgesindeki bu büyük vicdan muhasebesini Yasin Aytan kaleme aldı.
"Taziye" kelimesi, sözlük anlamının ve anlık bir başsağlığı diletmenin ötesinde, İslam ve Orta Doğu coğrafyasında, özellikle de Güneydoğu Anadolu’da kökleri ezeli bir geleneğe dayanan, yasın ve ölümün etrafında örülen toplumsal bir ritüeldir. Eskiden önemli biri öldüğünde köyün kadınları toplanır, onun giysilerini ve eşyalarını kullanarak hayatının önemli bölümlerini yeniden canlandırır, onu bu son yolculuğuna bütün hayatını hatırda tutarak uğurlarlarmış. Murathan Mungan’ın kült eseri Taziye, işte bu kadim geleneğin ve bölgenin sert, acımasız coğrafyasının kapılarını aralar; sadece bir ailenin değil, nesiller boyu insanlığı esir alan törelerin ve kan davalarının ruhumuzda açtığı yaraları masaya yatırır.
Antalya Devlet Tiyatrosu, tiyatro sezonuna işte bu derin ve sarsıcı sorgulamayla, Murathan Mungan’ın kaleminden çıkan Taziye ile güçlü bir başlangıç yapıyor. Mezopotamya Üçlemesi’nin ikinci halkası olan bu dev yapım, 14 Ekim 2026 tarihinde gerçekleştirilen görkemli prömiyerle sanatseverlerin karşısına çıktı.
14 Ekim’deki bu sarsıcı prömiyerin ardından salonun atmosferini ve oyunu kaleme alan usta yazarın dünyasını düşündüğümde, “Taziye”nin yalnızca coğrafyaya özgü bir törenin ya da geçmişe ait bir kan davasının kaydı olmadığını bir kez daha idrak ediyorum. Murathan Mungan’ın kaleme aldığı bu başyapıt, insanın kendi eliyle inşa ettiği tabuların, ataerkil iktidarın ve döngüsel şiddetin içinde nasıl kendi kurbanına dönüştüğünün kadim trajedisidir. Güneydoğu Anadolu’nun sert coğrafyasında geçen oyun, kan davası ve töre gibi değişmez kabul edilen toplumsal kuralların arasına sıkışmış bir ailenin dramını gözler önüne seriyor.
Rejisör Yunus Emre Bozdoğan ile oyun üzerine sohbet ederken kulaklarımda çınlayan o cümleler, sahneye yansıtılan acının ve estetiğin de özünü oluşturuyor: "Yas ile intikamın, ağıt ile lanetin birbirine karıştığı bu sarmalda; törenin ezdiği bireyin, özellikle de en ağır bedeli ödeyen kadının, sessiz çığlığını görünür kılmak istedik." Bozdoğan’ın dinamik rejisi ve güçlü oyuncu kadrosu, seyirciyi yalnızca koltuğunda oturan biri olmaktan çıkarıp olayın tam merkezine, o vicdan muhasebesinin bir parçası haline getiriyor.
Oyunun içinde Bedirhan Ağa karakterine hayat veren Antalya Devlet Tiyatrosu Müdürü Gökhan Tüzün’ün de belirttiği gibi, "Töreler yaşasın diye insanların harcandığı bir dünyada, geriye kalan sadece bir avuç kül ve sönmemiş intikam ateşidir." Bu ateş, salondaki herkesi yakıyor.
Oyun, bir ağanın öldürülmesiyle başlayan ve bu cinayetin ardından kurulan bir mahkeme üzerinden gelişen olaylar zincirini işliyor. Bedirhan Ağa’nın ölümü, sadece bir intikam hikayesi değil; aşiret hukukunun, kuşaklar boyu süregelen kan davasının ve bu kan döngüsünün parçası haline gelen bireylerin yaşadığı içsel yıkımın bir aynasıdır. Özellikle ihanet kuşkusunun yarattığı gerilim ve bir evladın kendi annesini vurmak zorunda bırakıldığı o sarsıcı "ağalık" sınavı, seyirciyi adeta vicdani bir çıkmazda bırakıyor.
Geleneksel taziye ritüellerini, ağıtları ve modern tiyatronun imkanlarını ustaca harmanlayan yapım; adalet, vicdan, kadim gelenekler ve birey olma mücadelesi üzerine derin sorular sormaya devam ediyor. Bölgenin mistik ve baskın atmosferini yansıtan özgün müzikler ve minimalist ama bir o kadar vurucu dekor anlayışı, törenin ve coğrafyanın insan üzerindeki ağırlığını simgesel bir dille somutlaştırıyor.
Bu güçlü görsel ve işitsel dünyanın en büyüleyici tamamlayıcısı ise Fikret Baran’ın imzasını taşıyan görüntü ve gölge tasarımı oluyor. Tasarımın ardındaki felsefeyi Baran’ın şu sözleri en derinden özetliyor: "Oyunun görsel dünyasında kullandığımız gölge tasarımı, görünmeyen tarafı görünür kılmayı amaçlıyor. Gölge burada yalnızca bir görsel unsur değil; geçmişin, yaşananların ve söylenemeyenlerin sahnedeki izini temsil ediyor." Sahnede görünenin ardında kalanları, kadınların sessiz çığlıklarını ve içsel yüklerini bu gölgelerle ören tasarım, seyirciye "söylenenlerden daha fazla şey anlatan" olağanüstü bir deneyim sunuyor.
Antalya Devlet Tiyatrosu sahnesinde seyircisiyle buluşan Taziye, seyircisine kuru bir hikaye değil, kendi vicdanına karşı açtığı büyük bir savaş vadediyor. Anadolu’nun ezeli hafızasından süzülüp gelen bu kadim çığlığa kulak vermek, sahnedeki ateşin sıcaklığını hissetmek ve bu büyük vicdan muhasebesinin tanığı olmak için koltuğunuza yaslanın; perdenin açılmasını bekleyin…
Yazar: Yasin AYTAN
Grafik: Kübra ÇİÇEK
Editör: Hakan ÇİÇEK & Tuğba ÇİÇEK
Tepkiniz ne oldu?